make hummus, not war

Hakkımda

Antakya’nın dar sokaklarında top sektirerek büyüdüm. Şehrin kendine özgü kokusu, rüzgârı ve insanı bir şekilde hep içimde kaldı.

Basketbolla tanışmam ise tamamen tesadüftü: Orta birinci sınıfta, teneffüs sırasında birden bire beden eğitimi öğretmenimin “Hafta sonu basketbol antrenmanına gel,” demesiyle başladı her şey. O günle birlikte içimde kıvılcımlanan bu merak, yıllar içinde amatör bir sporcunun tutkusu hâline geldi; bir ara 2. Lig’e kadar uzanan bir hikâyeye dönüşmüştü.

Yazmakla ilk tanışmam 2011 yılına, blogspot’ta açtığım basit bir sayfaya dayanıyor. Aslında yazmak, okumayı bu kadar sevmenin doğal bir sonucu gibiydi benim için. Lisedeyken kompozisyon sınavlarında kendi yazımı bitirip sıra arkadaşımınkini de yazdığımı hatırlıyorum; o kadar keyif alırdım kelimeleri yan yana getirmekten.

İlk yazılarımı paylaştığımda, hiç tanımadığım birkaç kişinin onları okuması şaşırtmıştı beni. Çok okuyanın olmasını beklemiyordum ama o birkaç kişi öyle etkilendi ki, kendi yazılarını bana göndermeye başladılar. Böylece blog, sadece benim değil, başka insanların da yazılarına yer veren küçük bir buluşma noktasına dönüştü.

Zamanla üniversitenin son yılı, iş hayatının telaşı, biraz da tembellik derken yazılarım azaldı ama hep “yoğun” kaldı — az ama öz. Sonra hayat devreye girdi: iş, evlilik, ülke değiştirmek… Derken bir gün “biribirseysoyluyor”un yanına “azcikucundan.com” katıldı. İkisi de hâlâ nefes alıyor, tıpkı ben gibi.

Şimdi iki çocuk, yeni bir ülke, değişen alışkanlıklar ve yepyeni bir sosyal çevreyle yazmak yeniden hayatımın merkezinde. Bazen yalnızlık, bazen nostalji, bazen küçük bir an… Hepsi bana yeniden yazma nedeni veriyor — yaklaşık onbeş senedir olduğu gibi.

Bana katılan arkadaşlar eğer buralardaysanız, yazın yine. Yazmak hepimize iyi geliyordu.

an object at rest stays at rest