make hummus, not war

Geldim, gördüm, çekildim.

Son haftalarda Türkiye’de yaşanan olaylar, toplumsal tepkinin sınırlarını ve direnişin anlamını sorgulamama neden oldu. Sokaklar, özellikle de İstanbul’un sembolik bir meydanı haline gelen Saraçhane, protestoların odak noktası ancak bir paradoks var sanki: “protesto turizmi” ile “gerçek eylem” arasında kararsızım.

Sosyal medya, örgütlenme ve bilinç yayma konusunda eşsiz bir güce sahip. Fakat son dönemdeki protestolarda, bu platformların bir “vitrin” işlevi gördüğü aşikar. Saraçhane’ye akın eden kalabalıkların bir kısmı, protestoya katılımı bir “özgürlük pozu” olarak kullanıp, birkaç fotoğraf çekildikten sonra sessizce ayrılıyor olabilir mi? Bu davranış, direnişin görünürlüğünü artırsa da, eylemin derinliğini zayıflatmaz mı?

Kolay aktivizm

Son protestolarda Saraçhanedeki kalabalığın bileşimi düşündürücü. Çoğu kişi, sosyal medya hesaplarında “oradaymış gibi” görünmek için mi gidiyor oraya, yoksa polis barikatları kurulduğunda veya göz yaşartıcı gazlar atıldığında mücadeleye devam mı ediyor? Risk almayan, bedel ödemeyen, ancak “tık” alan bir protesto kültürü kol geziyor olabilir mi?

Sosyal medyanın gücü inkâr edilemez; Gezi Direnişi bunun kanıtı. Ben de ordaydım. Ancak bugünkü protestolar, o dönemki “organik dayanışma ruhunu” yakalayamıyor gibi. Çünkü eylemler, birkaç etkiet ya da viral olan pankartlarla sınırlı. Gerçek değişim, sokakta fiziksel varlığını sürdüren, taleplerini somut adımlarla dile getiren ve bunun bedelini göze alan bir kolektif bilinçle mümkün. Bunu okuyan nadir kitle muhtemelen yav he he diyebilir, haklı da olabilirler ancak bir kaç boykot çağrısından ya da futbol takımlarının bayraklarından daha fazlası gerek.

Saraçhane’de çekilen fotoğraflar, gelecek nesillere “Biz de oradaydık” demenin romantik bir anısı olarak kalmanın önüne geçmeli.

#EylemDeğiştirir

Bir Cevap Yazın

31337 sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin