“Her şey bir gün düzelecek’ demedim. Sadece, her şey bir gün bitecek.”
Bazen düşünüyorum da… Acaba her yaşadığımız buhran, ille de bir şeye mi dönüşmeli? Her acı, sonunda bizi “daha güçlü” mü yapmalı? Her kayıp, bir uyanış mı getirmeli?
Yoksa bir kere de… sadece kötü geçse?
Sürüneyim. Parçalanayım. Ne sabahlar iyi gelsin, ne dost sesi iyi hissettirsin. İçimden çıkamadığım o karanlıkta kalayım biraz. Üstüne üstlük kimse de çıkarmaya çalışmasın.
Hayat bazen sadece zor. Ve bazı şeyler sadece kötü. Bu kadar. Hayat, her zaman düzgün bir hikâye anlatmaz; bazen yaralar kapanmaz, bazen teselli yoktur. Ve bu, aslında o kadar da korkutucu değil.
Umut, bazen fazlalık gibi geliyor. Sanki omzuma yüklenen bir görev: Hadi, toparlan. Hadi, çık bu işin içinden. Hadi, bundan da bir şey öğren.
Ama neden?
Neden yaşadığım her şey, bana bir şey öğretmek zorunda? Neden her derdim, sonunda bana bir ödül sunmalı? Belki de sadece canım yandı. Belki de hiçbir anlamı yok bunun. Belki de yaşadığım şeyler, sadece yaşandı ve geçti ya da geçecek.
Sorun diye bir şey var hayatta. Öylece var. Ne çözümü var, ne tesellisi. Her şeyin bir çözümü olmak zorunda değil. Bunu kabullenmenin bile bir huzuru var aslında. Direnmeden, zorlamadan, “geçer elbet” demeden… sadece olduğun yerde durmak. Acının içine yayılmak.
Bazen hiçbir şey düzelmez. Ve bu, dünyanın sonu değildir.
Belki de en dürüst, en insanca halimiz bu: Umutsuz, yorgun, ama sahici.
Bir Cevap Yazın