Bazen bir şarkı dili aşar. Kelimelerini anlamasan da içine sızar, bir yerini tutar ve bırakmaz. Müziğin bu etkisi, bence tesadüf değil, bu dilin duyguya biçtiği değerden geliyor. Hangi dilde olursa olsun hüzün bir durum değil, neredeyse bir felsefe.
Bazısı terk edilmenin enkazında kalmış bir sesin çığlığı, bazısı kaybetmekten korkan birinin titrek yakarışı. Ama ikisini yan yana koyduğunda bir şey fark ediyorsun, aynı acının iki farklı anına ait olduklarını. Biri “ne yaptın bana?” diye soruyor, diğeri “gitme” diye yalvarıyor. Birinde her şey bitmiş, diğerinde bitmek üzere.
“Bana ne yaptın?” bu soruyu bir kez sorup geçemiyorum. Dinlerken her nakaratta yeniden soruyorum; virane olmuş kalbime ne yaptın, kelebek kanadıma ne yaptın, yuvamın çatısına ne yaptın. İçmeden sarhoş olmuşum, meyhanesi baştan mahvolmuş biriyim, yani yıkım taa aşkla birlikte gelmiş, ayrılığı beklememiş.
Şarkımda beni en çok tutan dize şu “Omzuma yaslanmaya değmez miydim?” Bu bir sitem değil, gerçek bir soru. Ve cevabını bilmeden soruluyor. Gidenin ardından kopan bir çığlık gibi, sevilmemenin yıktığı bir ölüm şekli gibi.
Ikinci şarkım ise henüz o noktaya ulaşmamış birinin türküsü. Sevgili hâlâ orada ama gidebilir. Yağmur altında yürümek gibi, güzel bir misafirlikteki his gibi, balayı gibi tanımlıyor sevgiliyi ve bu üç metaforun üçü de geçici şeylere ait. Yağmur durur, misafir gider, balayı biter. Şarkımın asıl acısı da burada saklı, sevgili hâlâ yanında ama zaten gidecekmiş gibi. Korku, kaybın kendisinden değil, kaybın kaçınılmazlığından.
İkisi arasındaki fark zamansal. İlki öncesinin şarkısı, ikincisi sonrasının. Biri hâlâ tutuyor, diğeri ne tuttuğunu bile unutmuş. Ama ortak noktaları ikisinde de aşk, beni bana karşı savunmasız bırakıyor. Terk edilmenin ardından kalan duygusal enkaz, şiirsel bir dille anlatılmış birinde; diğerinde enkaz henüz yıkılmamış ama temel çoktan çürümüş.
Şarkılarım bu duyguları taşımak için biçilmiş kaftan gibi. Duyguların kelimelere bu kadar yakıştığı ve anlam kazandığı çok az dil vardır. Bu iki şarkıyı dinlerken bunu hissediyorum, kelimeleri bilmesemde melodi bir şey söylüyor. Biri zamanın acısını, biri insanın başka bir insan içinde kaybolmasının bedelini.
Ve belki de bu yüzden bu şarkılar dil bilmeden de çalıyor, söyleniyor, dinleniyor zihnimde. Çünkü anlattıkları şey evrensel, sevmek demek, bir gün “ne yaptın bana?” diye sorma riskini göze almak demek.
Bir Cevap Yazın